ATEİZMİN TANIMI, TARİHÇESİ ve ÇEŞİTLERİ
A. ATEİZM KELİMESİNİN SÖZLÜK VE TERİM ANLAMI
“Theous” Yunanca bir kelimedir. “Theisme” de bu kelimeden doğmuştur. Theos (hem Theous hem Theos diye geçiyor kaynaklarda) ve Theism’in sözlük anlamı; bir ilahın varlığına inanmaktır. Bu kelime pek çok dile geçmiştir. Biz Türkçe’de daha çok Teizm ve Teist kavramlarını kullanıyoruz.
“Ateisme” kelimesi “A” olumsuzluk edatıyla “Theisme” kelimesinden meydana geldiğinden, Allah’ın varlığını inkâr eden felsefi görüş anlamına gelmektedir.[1] Türkçede Allah’ın varlığını kabul etmeyenlere, inkârcı, dehri, zındık… denilmektedir.[2] Günümüzde ise Tanrı tanımaz, inançsız ve ateist kelimeleri kullanılır. Batı dillerinin çoğunda kullanılan ve genellikle Tanrı hakkında düşünmenin belli başlı akımlarına ad olan terimler genellikle ya Yunanca’dan alınan “Theos” dan ya da Latince’deki “Deus” dan türetilmiştir.[3] Bu kelimelerden türetilen “teizm”, “ateizm”, “panteizm”, “henotoizm” vb. terimlerin tam olarak kapsadıkları alanlar tam olarak çizilememiş ve bazen anlam kargaşalarına neden olmuştur. Bazen birbirinin yerine kullanıldığı görülmüştür. Felsefe tarihinde ateistlikle suçlanan birçok düşünür ve filozof böyle bir suçlamayı reddetmiştir. Nietzsche’yi ateistlikle suçlayanlara O’nun verdiği cevap ilginç: “Bir insanın gerçek anlamda ateist olabilmesi için hiçbir ahlaki ideale sahip olmaması gerektiğini” söyleyerek bu suçlamayı reddetmiştir. Spinoza, Hegel, Aristo hatta Platon bile ateistlikle suçlanmıştır. Oysa bu filozofların çoğu belli özelliklere sahip ve kendi tanımlarına uygun Tanrı inancına sahip oldukları yine kendi eserlerinde apaçık ortadadır.
Ateizmin(inançsızlığın) deyim olarak şu anlamda kullanıldığını görüyoruz: “Kâinatı incelerken, Allah’ı ve ruhu inkâr ederek, duyuların ve deneylerin verilerinden başka hiçbir bilgiyi kabul etmeyen; alemin, tesadüfün bir takım kombinezonları ile meydana geldiğini kabul ve iddia eden felsefi görüştür.[4]
“Felsefi açıdan inkâr: takdis etmeye değer, yüce bir varlığı kasten inkâra çalışmak, bu inkârı ilmi delillerle ispata kalkışmak ve Mutlak Varlık yerine onun özelliklerini taşımayan ve taşımadığı ilmen ve vicdanen belli olan bir şeyi ikame etmektir.[5]
“Ateizm, felsefi bir sistem değildir. Çünkü hiçbir ateist, müspet bir prensip ortaya koyarak Allah’ı, felsefi tabirle ilk sebebi, sebepsiz sebebi, ekmel zatı inkâr edememiştir. Ancak kâinattaki olayları maddenin kendisi ile açıklama yoluna gitmiştir. Nihai sebebi inkâr suretiyle değil, bu gerçekleri tahrif ve amaçlarını saptırmak suretiyle ilmen inkârı mümkünmüş gibi göstermeye çalışır. Bu itibarla inkâr, gerçeğin tahrif edilmesi demek olur.[6]
B. ATEİZMİN TANIMI (İNANÇSIZLIK)
Ateizmin tanımlanabilip anlaşılması teizmin tanımlanıp anlaşılmasına ve anlam çerçevesinin tam olarak çizilmesine bağlıdır. Ateizm bir anlamda teizme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Teizm kavramının da çeşitli şekillerde anlaşıldığını ve tek bir noktada birleşilmediğini hesaba katarsak ateizmin anlaşılmasında da güçlüklerin çıkması normaldir. İnsanlar Teistik Tanrı inancına sahip olmasına rağmen, farklı yaklaşım ve kabullere de sahip olmuşlardır. Farklı uygulamalara sahip olmuşlardır. Mesela Tanrı inancına sahip ve bunu ısrarla savunan, çeşitli delillerle ispatlamaya çalışan Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar birbirinin Tanrı inancını ve dini yorumlayışını da ısrarla eleştirmiş ve kendi inançlarını ve düşüncelerini birinci kabul olarak görmüşlerdir.
Bir yaratıcının varlığını kabul edip Tanrı’ya inanmak manasına gelen teizmi uygulayan dinlerin birbirinden farkını bir tarafa bırakırsak, her dinin kendi içerisinde de farklı yorum ve uygulamaların görüldüğü ortadadır. Örneğin Hıristiyanlık’ta, Katoliklerle Protestanların kilise ayinleri dahil bazı konularda farklı oluşu, Yahudi mezheplerinin bazılarının Sinagogları’nın ve işlevlerinin farklı oluşu gibi.
Bizim “Ateizm” terimini kullanışımız, bu terime dilimizde tam olarak karşılayan ve yaygın bir kullanıma sahip olan bir terimin bulunamayışındandır. Önceleri “Tanrı Tanımaz” terimi kullanılmaya çalışılmış ama kullanım zorluğundan dolayı fazla tercih edilmemiştir. Çünkü iki kelimeden oluşmaktadır. Dini literatürümüzde ateizm terimi yerine “ilhad, zındık, dehri…” terimleri kullanılmıştır. Günümüzde ise “inançsızlık” terimi daha sık kullanılır hale gelmiştir. “Yaratıcı ve düzenleyici bir Tanrı’nın varlığının inkâr (reddedilmesi), dini öğreti ve talepleri hiçe sayma, inançsızlık ya da inkârcılık tutumunun temel özelliğidir.[7]
Genelde dinsizlerin kendi dini ihtiyaçlarını insani bir konuya doğru kanalize ettikleri görüşü vardır. İnsanın ruhunun tabi bir dindarlık özelliğine sahip olduğu tarzındaki bir anlayışa dayanan bu görüş, özellikle Jung tarafından ısrarla savunulmuştur. Jung’a göre; iman ve inançsızlık, aynı tarzda işlenen fakat farklı kutuplarda yer alan tercih kategorilerinden oluşur. Esasen insanın inandığı Tanrı, en kuvvetli ruhi tavır olarak onda etkili olmaktadır. Bir ferdin ruhunda en kuvvetli ve en etkili faktör, bir Tanrı’nın insandan isteyebileceği bu iman ve takvayı, itaat ve sadakati kendine sağlar. İnsan ruhunda kaçınılmaz olan, hâkim olan şey bu (psikolojik) anlamda Tanrı’dır ve Tanrı ruhta mutlak biçimde vardır.[8] Yine Jung kendi eserinde “çağdaş inançsızlığın” temel karakterinin, insanın kendi varlığını kendine dayatması, kendi kendine yeterli görmesi tarzında yorumlamıştır.
Yaratıcı ve aşkın bir Tanrı’ya inanan ve bu inancını temellendirmeye çalışan insanlar inançlı (Teist) olarak tanımlanınca; yaratıcı ve aşkın niteliklere sahip bir Tanrı inancına sahip olmayan kişilere de inançsız (ateist) denilmiştir. İnançsızlık (ateizm) kavramını anlatmaya çalışırken sık sık şu tabirle karşılaşırız: “Tanrı düşüncesine sahip olup olmamak, Tanrını varlığını reddetmek, Tanrı’yı yaşama sokmamak, Tanrı’nın varlığına ilgisiz kalmak.” Şimdi bu kabul veya tutumları kısaca açıklayalım.
1. TANRI DÜŞÜNCESİNE SAHİP OLMAMAK
Charles Bradlaugh, Antony Flew, Annie Besant ve D’Holbach gibi düşünürler ateizmi “Tanrı fikrine sahip olmamak” biçiminde anlamışlardır. Bu yaklaşıma göre Tanrı’nın varlığının reddedilmesi veya yalanlanması söz konusu değildir. Var olmayan bir şey hakkında herhangi bir kavrama veya bilgiye sahip olunamaz. Çünkü Tanrı gerek insan zihninde gerekse dış dünyada mevcut değildir. Dolayısıyla böyle bir varlığı kabullenmek, reddetmek veya söz etmek de yersizdir.[9]
Hiçbir Tanrı düşüncesine sahip olamayan bu düşünceye “salt ateizm” ve bunu savunanlara mutlak ateist denilmiştir. Ama bu düşünce sistemine sorulacak ilk soru: Neden düşüncelerinizi ifade ederken Tanrı kavramını kullanıyorsunuz! Eğer insanların dimağında bu kavram varsa nerden gelmiştir? Neden Tanrı değil de farklı bir kavram kullanılmamıştır. Niçin bu kavram insanlığın var oluşundan bu yana toplam nüfusun (dünya genelinde) %95’ini peşinden koşturmuştur.
2. TANRI’NIN VARLIĞINI REDDETMEK
Tanrı’nın varlığını bilinçli olarak inkâr etmek biçiminde tanımlanmıştır. Buna göre ateist bir yandan Tanrı’nın varlığına inanmamakta diğer yandan da bilinçli olarak O’nun yokluğunu göstermek için kanıt getirmeye çalışmaktadır. Tanrı düşüncesine sahip olmayanlar ise bu kanıtların yani Tanrı’nın varlığının ispatlarının kanıtlarını teistlerin göstermesi...
İçeriğin tamamını görüntülemek için lütfen giriş yapın.
Giriş yap veya üye ol.