Çocuk ve Ergenlerde Adli Psikiyatri
FORENSİC CHİLD AND ADOLESCENT PSYCHİATRY
Ayten Erdogan*, İbrahim Balcıoğlu***Araştırma görevlisi, İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD
**Profesör, İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD, İSTANBUL
Yazışma yazarı: Dr Ayten Erdoğan
Adres ev: Sedef sokak, Venüs apt, No 29/9, 80630, Akatlar, İstanbul
Adres iş: İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD, İSTANBUL
Tel: 02123518408/cep tel: 05333680518
Fax: 02122514511
Email adres: aytenerd@yahoo.com
Özet
Dünya literatürleri incelendiğinde çocuk ve gençlerin suç davranışının büyük bir toplumsal sorun olarak kabul edildiği görülmektedir. Çocuk suçluluğu kapsamındaki fiil ve davranışlar diğer ülkelerde, Türkiye’dekine göre nicelik ve nitelik açısından farklıdır. Bu makalede çocuk ve ergenlerde adli psikiyatri gözden geçirilmiştir. Bir çok önemli noktanın özetlenmesi ve kolay anlaşılır olmasına dikkat edilmiştir. Ayrıca bu makalede suç davranışı gelişmesinde rölü olduğu düşünülen gelişimsel, çevresel ve ailesel özelliklerde gözden geçirilerek, önlemek için gerekli tedbirler konusuna kısaca değinilmiştir. Kanunlarda bu konu ile ilgili düzenlenen değişikliklerde vurgulanmıştır. Çocuk ve ergenlerin uluslararası anlaşmalarla belirli haklara kavuşması ve mahkemelerin artan oranda çocuk ve ergenlerin ruh sağlığının değerlendirilmesini talep etmesi nedeni ile son yıllarda gündeme gelen Çocuk ve Ergen Adli psikiyatrisinin Adli Psikiyatriden ayrı bir alt uzmanlık dalı olarak geliştirilmesi çalışmaları sürmektedir. Çocuk ve ergenlerde suç davranışının önlenmesi için gelişimsel özelliklerin dikkate alınması ve bir çok disiplin arasında işbirliği gerekmektedir.Anahtar Kelimeler; Adli psikiyatri, Çocuk, Ergen
Suç ve suçlu insan tarihinin en çok ilgi çeken konularından biri olmuştur. Çok sayıda bilim adamı suçu kendi alanları açısından ele almış ve tanımlamıştır. Suç, araştırmacılar tarafından çok yönlü ele alınması gereken konudur. Çok disiplinli olan suç kavramı çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Suçluluk, kişiyi toplum halinde yaşayan öteki bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmanın ürünüdür. “Suç” kavramı, Türkiye’de T.C.K.’da gösterilen çözüm ve kabahat fiillerini işleme olarak tanımlanmış ve sınırlandırılmıştır. Dünya literatürleri incelendiğinde çocuk ve gençlerin suç davranışının büyük bir toplumsal sorun olarak kabul edildiği görülmektedir (1). Çocuk suçluluğu kapsamındaki fiil ve davranışlar diğer ülkelerde, Türkiye’dekine göre nicelik ve nitelik açısından farklıdır (2). Çocuklar ve gençler şiddet eylemlerinin bazen faili bazen de mağduru olarak karşımıza çıkar. Çocuğun bedensel, zihinsel ve psikolojik özellikler yönünden erişkinlerden farklıdır ve çocuk suçluluğunada farklı yaklaşmak gerekir. Tarihte de farklı yaklaşımlar uygulandığına dair örnekler görebiliriz. Eski çağlarda toplumların çocuk suçlulara özel bir statü verdiği eldeki belgelerden anlaşılmıştır. Örneğin, M.Ö. 2100 yıllarında yaşamış olan Babil Kralı Hammurabi’nin çıkardığı yasa ile, çocukların uygun olmayan davranışları, yetişkin suçlulardan ayrı bir problem olarak ele alınmıştır (3). Ancak bu konuda ülkemizde kriminolojik araştırmalar yapılmadığından işin esasının ne olduğu veya olabileceği yolunda güvenilir bilgiler yoktur. Bunun doğal sonucu olarak da, Türkiye’de çocuk ve şiddet konusunda uygulamada ve doktrinde yapılan değerlendirmeler kişisel tahminlerden öteye geçememektedir. Oysa gelişmiş ülkelerde bu alanda sayısız çalışmalar gerçekleştirilmektedir.Birleşmiş Milletler'in "Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi" Devletimiz tarafından 14.Eylül 1990 tarihinde imzalanmış ve 9. Aralık 1994 tarihinde 4058 sayılı yasayla onaylanması uygun bulunmuştur. Genel ilkeleri ayırım gözetmeme, çocuğun yüksek menfaatlerinin korunması, yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı, çocuğun görüşünün dikkate alınması olarak belirlenmiştir. Anayasa Medeni Kanun’da ve çocuklarla ilgili mevzuatta yer alan eşitlik ilkesini vurgulayarak ayırımcılığı yasaklamaktadır. Çocuğun yüksek menfaati Türk Anayasası’nın bazı hükümleri ve Medeni Kanun’un 273 ve daha sonraki Maddeleri, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 12(2)nci Maddesi; Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 11(b) ve 12(3)üncü Maddeleri; Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu’nun 1, 2(1), 4(2) ve 4(3)üncü Maddeleri ile güvence altına alınmıştır. Çocuğun yaşam hakkının güvence altına alınması Anayasa’nın 17(1) maddesinde belirtilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 453üncü Maddesi evlilik dışı doğan çocuğunu öldüren annelerin cezalandırılmasını öngörmektedir. Bu Madde evlilik sonucunda veya evlilik dışında doğma arasında seçim yapabilecek konumda olmayan bebeklerin yaşama hakkını korumayı amaçlamaktadır. Türk Medeni Kanunu ailenin çocuğun görüşünü almasını bekler. Kanun’un 265inci Maddesi ana babaların çocuklarının mesleki eğitim almasını sağlamalarını ve çocuklarının gücünü, yeteneklerini ve tercihlerini mümkün olduğunca dikkate almalarını hükme bağlamıştır.
Ülkemizde çocukların kendilerine özgü mahkemelerde yargılanmalarına ilişkin kanun (2553 sayılı çocuk mahkemeleri kuruluşu, görev ve yargılama usulleri) 7-11-1979 tarihli resmi gazetede yayınlanmıştır. Ancak müteaddid ertelemelerden sonra, ilk çocuk mahkemeleri 1988’de 4 ilde kurulmuştur (Ankara, İstanbul, İzmir, Trabzon). 1992 yılında CMUK’de yapılan değişiklikler sonucu 18 yaşına kadar bütün küçüklerin bir müdafinin hukuk yardımından zorunlu olarak yararlanma hakkı tanınmıştır. Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 8inci Maddesinde çocuklar için uygulanacak önlemlerle ilgili olarak aşağıdaki hüküm yer almaktadır: “suçun işlendiği yerdeki mahkeme veya çocuğun menfaatleri açısından, çocuğun ailesinin veya çocuğun birlikte ikamet ettiği kişilerin bulunduğu yerdeki mahkeme tarafından 10uncu Maddede belirtilen önlemler alınır.”
Benzer şekilde, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’nun 21 ve 22nci Maddeleri ile Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 10uncu Maddesinde güvenliği tehlikede olan çocukları korumak için uygun tüm önlemlerin alınacağı belirtilmektedir. Bu nedenle, Türk hukukunda çocukların menfaatlerine büyük önem verildiği ve korunmalarının genel ilke olarak benimsendiği söylenebilir. Fakat ülkemizde 6972 sayılı kanun gereğince hakkında tedbir kararı verilen 60.000 çocuğun yetiştirme ve bakım yurtlarına gidebilmek için sıra beklediği ve tahminen iki milyon problemli çocuğunda toplam içinde suça itili biçimdeki yaşantılarını sürdürdükleri düşünülürse, çocuk mahkemelerinin sayı ve nitelik olarak yetersiz olduğu söylenebilir (4).
Bütün dünyada çocuk mahkemelerinin kuruluş felsefesinin altında, bir yargılama öznesi olarak suç işlediği varsayılan, çocuğun, aslında suça itilmiş olduğu ve suç meydana getiren eylemi gerçekleştirmekle, topluma bir çeşit “bana yardım edin” mesajı gönderdiğinin kabulü yatar. Çocuğun yargılanmasının amacı onu cezalandırmak değildir. Tersine çocuğu suça iten sebepleri tespit etmek, menfi şartlardan onu uzaklaştırmak, toplumla uyumlu bir beraberlik yaşamasını sağlamaktır (5).
Suç işlemeye etken olduğu düşünülen faktörler
Suç davranışını önlemede çocuk ve ergenlerin suç işlemesine zemin hazırlayabileceği düşünülen faktörleri bilmek önemlidir. Bu aynı zamanda suç işleme davranışında rolü olduğu düşünülen erken çocukluk dönemi çevre faktörlerinin sonraki davranışa etkisi, biyolojik, psikososyal, ve çevresel faktörlerini bilmeyi gerektirir. Çocuklar doğarken bazı temel huy özellikleri, bir çok genetik özellik ve eğilimlerin karışımı ile dünyaya gelirler. Çocuğun içinde olduğu erken dönemdeki ortamı nörolojik gelişiminde etkili olduğu gibi sosyal ve emosyonel gelişimindede etkilidir. Doğum öncesi ve sonrası travmanın saldırgan davranışlar üzerine etkisi...
İçeriğin tamamını görüntülemek için lütfen giriş yapın.
Giriş yap veya üye ol.