ERICH FROMM’UN DİN ANLAYIŞI
‘‘Canlı olmak tekrar tekrar doğmaktı onun için. Fromm müritleri olan, ekol kuran birisi olmak istemedi. O, ne bir büyücü, ne de bir akademisyendi, kalple aklı buluşturan büyük bir bilge idi.’’
Hans Jürgen Schultz
a.Hayatı:
Erich Fromm 1900’de Frankfurt-am-Mein’de doğdu. Heidelberg, Frankfurt ve Münih Üniversitelerin’de ruhbilim ve toplumbilim okudu; 1922’de Heidelberg Üniversitesi’nden doktorasını aldı. Münih’te ruh hekimliği ve ruhbilim konularında çalışmalarını sürdürdükten sonra Berlin Ruh Çözümleme Enstitüsü’nde eğitim görerek burayı 1931’de bitirdi. Dr. Fromm 1933’te Chicago Ruh Çözümleme Enstitüsü’nün çağrısı üzerine Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. 1934’te, Frankfurt Toplumsal Araştırma Enstitüsü’yle birlikte New York’a taşındı; 1938’e dek bu Enstitü’nün üyesi olarak kaldı. Sonra özel olarak çalışmaya başladı ve Columbia Üniversitesi’nde dersler verdi. 1946’da William Allonson White Ruh hekimliği, Ruh Çözümleme ve Ruhbilim Enstitüsü’nün ilk kurucularından biri oldu. Yale, New York Üniversitesi, Bonnington College ve Michigan Devlet Üniversitesi’nde de dersler verdi. 1949’da Ulusal Özerk Meksika Üniversitesi’nde kendisine önerilen profesörlüğü kabul etti; Üniversite’deki Tıp Okulu’nun Lisansüstü Bölümü’ne bağlı Ruh Çözümleme Bölümünü kurdu; 1965’te emekliye ayrıldıktan sonra burada kendisine onursal profesörlük önerildi. Dr. Fromm 1980 yılında uzun süredir yaşamakta olduğu İsviçre’de öldü.[1
c. Bir Yahudi Çocuğu: Erich
Aksi bir işadamının ve bir türlü keyfi yerine gelmeyen bir annenin oğluydu Erich. Mutsuz bir çocukluk dönemi geçirmişti.. Jung gibi o da dinci bir aileden, bir Yahudi ailesinden gelmekteydi. ‘‘Beyond the Chains of Illusion’’ adlı eserinin biyografi kısmında Fromm rotasını çizmesine vesile olan iki olaydan bahseder. Bu olaylar ergenlik döneminde geçer. İlki, bir aile dostlarının öyküsüdür.
... 25 yaşlarında güzel ve alımlı bir bayandı, aynı zamanda bir ressamdı, benim tanıdığım ilk ressam. Nişanlandığını duyduğumu hatırlıyorum ancak bir süre sonra nişanı atmıştı. Bu bayanın dul, yaşlı, çekicilikten ve enteresanlıktan uzak bir babası vardı (belki de çekici ve ilginç olmadığını düşünmem kıskançlığımdandı). Birgün beni şokeden bir haber geldi, kızın babası ölmüştü. Ve hemen akabinde de kız intihar etmişti; bir de son arzusunu dillendirdiği bir veda mektubu bırakmıştı. Son arzusu babasıyla beraber gömülmekti...
Tahmin edebileceğiniz gibi bu olay 12 yaşındaki Erich’i fazlasıyla etkilemişti ve Fromm çoğumuzun sorduğu o soruyla başbaşa buldu kendini: ‘Neden?’sorusuyla. Bu sorulara kısmi cevaplar buldu Freud’da. İkinci olaysa daha geniş kapsamlıydı. I. Dünya Savaşı’ydı bu.
Milliyetçiliğin hat safhada olduğu dönemleri gördü Erich 14 yaşında. Heryerde şu mesajı duyuyordu: Bizler (Almanlar ya da tam olarak Hristiyan Almanlar) mükemmeliz, Onlar (İngilizler ve onların müttefikleri) ucuz askerler!
Savaş histerisi onu derinden etkiliyor, curcuna ise korkutuyordu. Ona mantıksız gelen bu şeyleri anlamaya çabalıyordu. Bu kez Marx’ın yazılarında buldu yanıtlarını.[2]
Anlattığına göre Yahudi geleneğine göre büyüyen Erich Tevrattan okuduğu hikayelerden oldukça etkilendi. Küçük yaşlarda dünya barışını, yani kurtla kuzunun aynı yerde bulunmasını arzu eden bir görüşe sahipti. Üniversitedeyken okuduğu Budha, Marx, Bachofen, Freud onun üzerinde entellektüel izler bırakan isimlerdi. Bunlar birbirleinden farklı düşünceleri temsil ediyorlardı ve belki de birbirlerine düşmandılar, ama Fromm, onları bir çatı altında birleştirmeyi başarmıştı.[3]
2.Psikanaliz&Din
‘‘Tüm büyük dinlerin özü aynıdır: Bilgiye ve bağımsızlığa ulaşmak, acıların azaltılması, sorumluluk duygusunun gelişmesi. Kısaca, insanın doğru yaşaması, sevmeyi bilmesi ve evrimleşmesi’’
E.Fromm
Erich Fromm, din konusundaki düşüncelerinin, eşinin çok yönlü çabaları sonucunda geliştiğini belirtir.
‘‘Fromm için en önemli sorun: Tanrı’ya inanmak ya da inanmamak değil, insancıl bir yaşam biçimi ile otoriter ve puta tapıcı bir yaşantı arasındaki ayrımda gizlidir. Aslında Fromm da ‘inançlı’ bir insandır. Kendiyle yapılan röportajlarda buna yer yer değinir. Dindar bir çocukluk geçirdiğinden, gelecekteki bir mesih umudundan sözeder. Ama bunu açıkça dile getiremez. Çünkü içinde bulunduğu toplumda, din ya da dini inanç kilise-ekonomik güçler-baskı üçgeninin içinde sıkışmıştır. Orada dinden sözetse, toplumu onu dışlar ve kiliseci olarak damgalardı. İşte bu nedenle Fromm için bazı olgular düşünülemez bazıları da söylenip açıklanamaz olarak kalmışlardır.’’[4]
Psikanaliz ve Din adlı eserinde Fromm karşıtlıklar ve çelişkilerle dolu bir dünyada yaşadığımızı ifade eder. Öyleki ‘‘insanın kendi iç gerçeğiyle ilişkilerinin koptuğu bir dönemde bulunuyoruz’’ diyerek tanımlar bu fikrini. Ve çocukların birgün ‘‘insanın neden yaşadığı’’ sorusunu sorduklarında nasıl bir cevap verilebileceği tedirginliğine dikkat çeker. Bu sorunun cevabının bilinmediğini de hatırlatır; çünkü Fromm’a göre en başta unutulan şey bu sorunun sorulmasıdır.
Fromm içinde bulunulan çaresizlikten bahseder ve ‘‘bizi çevreleyen belirsizliğin, korkunun ve şaşırmışlığın gölgeleri arasında kendimizi aldatıp durmuşuz’’der. Şu noktaya da dikkat çeker: ‘‘Kim çağımızın görüntülerini inceler ve olayın temeli olarak kiliseyi değil de, insan ruhunu alacak olursa, tüm bu dış görüntülerin gerisinde, insanın ve insanca değerlerin yenilgisini görecektir.’’
Geleneksel din konusunda Fromm, kimi insanların geleneksel dinlere dönüşün bir çözüm olduğunu kabul ettiğini söyler ve bu insanların dini hayat ile ihtiyaçlar ve güdüleri içeren maddi hayat arasında kaldıklarından, bir tercih yapmak zorunda olduklarından sözeder. Dolayısıyla Fromm’a göre din adamları için sevginin, adaletin ve gerçeğin temsilcisi olmaları durumu doğar. Ancak Fromm olaya tarihsel açıdan bakıldığında Mısır ve Eski Yunan arasında mukayeseler yaparak bu yaklaşımın tutarlı olmadığı görüşünü savunur. Ve bununla birlikte mazide insanın mutluluğunun sağlanması için keşfedilenlerin, akılcılığın zaman içerisinde anlamından saptırıldığını, aklın yerini eşya ve zekanın aldığını vurgular.
Psikanaliz ve Din adlı yapıtta Fromm, din adamları ve psikanalistler konusunu ele alır. Bu mevzuya dair çeşitli sorular üzerinde durur ve psikanaliz öğrenimi gören büyük çoğunluktaki din adamlarının, psikanalizle din arasındaki bağlantının ne denli derin olduğu inancını gösterdiği kanaatindedir.
‘‘Psikiyatrist, hem dinlerin, hem de dinsel olmayan sembol sistemlerinin arkasında gizli olan insan gerçeğini araştıracak yetenektedir. Ve onun araştırmaları bizi şu sonuca vardırır: İnsan için önemli olan dine geri dönmek ya da Tanrı’ya inanmak değil, sevgiyi yaşamak ve doğru düşünmektir. Eğer böyle yaşanıyorsa, hangi dine ya da sembol sistemine bağlı olunduğu, ancak ikinci derecede bir önem taşır. Ama eğer doğru yaşanmıyorsa, hangi düşünsel sisteme bağlı olunduğunun da hiçbir önemi yoktur.’’[5]
Psikanaliz Din İçin Bir Tehlike midir? başlığıyla oluşturduğu bir bölümde Fromm; dinsel yaklaşımları dörde ayırır: Bunlar deneysel, bilimsel-büyüsel, törensel ve anlambilimsel (sözcükleri anlamları bakımından karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim dalı, semantik) bakış açılarıdır.
Bunlardan deneysel bakış açısının, dinsel duyguları ve kendini adamayı konu edindiğini ve tüm büyük dinlerin kurucularının düşüncelerindeki görüşe yaklaştıklarını, yaşamın en büyük hedefinin insan ruhunun sağlığını korumak olduğunu belirtir ve psikanalizin bu amaçları tehlikeye düşürmek bir yana, olsa olsa bunlara ulaşılmasına aracılık ettiğini savunur.
Herhangi bir bilimsel buluşun da böylesi...
İçeriğin tamamını görüntülemek için lütfen giriş yapın.
Giriş yap veya üye ol.