Neler yeni

Foruma hoş geldin ?, Ziyaretçi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Modern Psikolojiden Sistem Dizimlerine Uzanan Yol

Modern Psikoloji’den” Sistem Dizimlerine Uzanan Yol


Psikolojinin günümüzdeki konumunu anlayabilmek, onun geçirdiği evreleri çok iyi bir şekilde tahlil etmemizle mümkündür. Kendi içindeki gelişim ve değişim süreçlerini, oluşan onlarca ekolü ve geldiği noktayı bu kısa yazıda özetlemeye çalışacağım.


Avrupa’da 17. yüzyılın başında, dünyanın geleceğini belirleyecek sessiz bir devrim gelişti. Martin Luther ve Calven’in öncülüğünde Hıristiyan dinine yönelik bir kurtarma operasyonu gerçekleştirildi. Sonraki dönemde olan Hıristiyanlığın çöküşü geciktirildi. Avrupa’da Rönesans, Barok, Aydınlanma ve Reform hareketleri ile yeni tür bir “ideal insan” tipi Psikanalitik çevrelerin algısına göre bu hareketler; insanın aczinden kurtularak, tabiat güçleri ve madde üzerine sonsuza dek hükmedeceği bir zaferin sarhoşluğunu yaşaması anlamını taşıyordu. Varoluş kaygısı azalmış; ‘göklerdeki babaya’ ihtiyaç duyulmayan, kendi bilginliğine güvenin olduğu, bilgeliğin çağdışı bulunduğu ve insan aklına tapılan bir süreç başlamıştı. Sekülarizm, rasyonalizm, pozitivizm, fizikalizm her şeyin üstüne çıktı, hatta insan ruhunun bile ölçülüp biçilerek anlaşılabileceği varsayıldı. Yıllar boyunca felsefe ve dinsel öğretilerin tekelinde olan psikoloji, böylece dine alternatif bir kurum haline dönüştü. Modern psikoloji, bilimlerin çıkış noktası olan aklı temel noktası haline getirdi. Protestan bir papazın oğlu olan Freud’un büyük Fechner diye söz ettiği kişi, manik depresif bir tıp doktoruydu. Bu adam sağlıklı olduğu dönemlerde ruhsal ve maddi dünyalar arasındaki sırlara yönelik çalışıyordu. En önemli teorisi, “her şeyin başı kaos ve yok etmektir, yok etme kendisini yok ettiğinde varlık meydana çıkar” şeklinde idi.


Freud’un libido kuramı ve ikinci temel içgüdü kuramı olan tanatos (ölüm ve yok etme tutkusu), Fechner’in bu ispatsız spekülasyonuna dayandırılmaktadır. Modern psikolojinin öncüleri olan bu kişiler “insan aslında kötüdür, çıkış noktası kaostur” iddiasını taşıyorlardı. Freud ondan ruhsal enerji, haz/acı, devamlılık kuramlarını da aldı. Freud’a göre ruhsal süreçte hem eros (sevgi dürtüsü) hem de tanatos (ölüm ve yok etme dürtüsü) vardı.


Karl Marx ve Darwin’in yanı sıra Freud’un modern çağın dünya görüşüne şekil veren, çağın ruh yapısını belirleyen psikanaliz medeniyetini oluşturan bir bilim adamı olduğunu düşünürsek, bu karamsar, insanı aşağılayıcı, sözde bilimsel spekülatif hezeyanların ne kadar tahrip edici olduğunu görebiliriz. Freud, Batı dünyasının yapısını ve gelişimini derinden etkilemiştir. Mesela modern, çağdaş, özgür kadın konusunda, onun“yetersizliğine” yönelik savunmaları olmuştur: “Doğuştan fıtri yetersizlik taşıdığına (penis kıskançlığı) inanmış veya inandırılmış zavallı kadının maddi güç, mevki ve iktidar peşinde koştuğunda bir tür erkek karikatürü olmaya başladığını” söylemiştir. Freud’a göre kadınlar, asli güzelliklerini, yani bilgelik, yaratıcılık, sezgisellik ve merhametlerini yitirmiş, bu erkeksi var oluş tarzı sonunda emanzipe olmuş (özgürleşmiş) “erkek kadınlar” veya bugünkü sosyolojik yeni bir deyimle “penisli kadınlar” meydana çıkmıştır. Bunun sonucunda da, kadın erkek ilişkileri zoraki bir “dürtü tatminine” dönüşmüştür. Freud’a göre doğuştan gelen yetersizliği ile kadın, değer kazanabilmek için dişiliğini aşırı derecede sergilemeli ve erkekler dünyasında şerefini kurtarmaya çalışmalıdır. Batı dünyasının sözde özgür emanzipe kadını, cinsel bir nesne haline dönüşüp-dönüştürülüp kendine Sigmund Freud’un kuramları, 19. yüzyıldan beri devam eden bir akımın, “dinamik psikiyatri”nin devamı niteliğindedir. Freud, insan ruhunu üç kısma ayırmıştır: Bilinç, bilinç öncesi ve bilinç dışı. Sonra bunları yetersiz bulup “üst benlik” kavramını geliştirmiştir.


Ben; kişideki ruhsal süreçlerin anlamını, organizasyonunu, id bilinç dışında potansiyel olarak var olan içgüdüleri, üst benlik/süper ego da, toplum ve ana babadan aktarılan değerleri ifade ediyordu. Freud itiraf etmese de, Nietsche onun düşünce sistemine derinden tesir eden düşünürlerden biridir. Her iki düşünürün tezinde de, özellikle bilinç dışında hayvani ve vahşi dürtülerin hüküm sürmesi ile ilgili olarak insana yönelik karamsar bir yaklaşım söz konusudur. Ağır depresif krizlerden psikoza kadar sürüklenerek 45 yaşında ölen Nietsche, yaşamı boyunca üstün insanı bulma çabalarına maalesef yenik düşmüştür.


Ayrıca bunun dışında, Freud’un insan kavrayışını Darwin ve Marx’ın derinden etkilediğini düşünüyorum. İnsan toplumlarının oluşumunda biyolojik etkenlerin rolü, ahlak ve vicdanın körü körüne sürdürülen bir var oluş kavgasından kaynaklandığı görüşü, Darwin’den gelmektedir.


Freud’un düşünce sistemi, daha o hayattayken çok eleştiri aldı. Başta Adler ve Jung gibi ilk psikanalistler, neo-psikanalitik ekoller, hümanistler ve varoluşçular, insan yapısını farklı açılardan bulmaya çalıştılar. Hepsinin ortak duruşu, “Biz aslında Freud tarafından tanımlanan, içinde karanlık güçlerin hüküm sürdüğü o zavallı insan değiliz” şeklindeydi. Jung ise çağdaş rasyonalizme karşı çıkan, ruhuna yeniden sahip çıkması için insana cesaret veren bir duruş sergilemiştir. Nitekim daha sonra yandaşları bu durumu yeni bir dinin doğuşu olarak kabul edip, Jung’u bir tür yeni Tanrı elçisi (hiçbir zaman bu şekilde dile getirmemiş olsalar da) göreceklerdi. Freud ve Jung, 19. yüzyıl Avrupası romantik akımının temsilcileri olmakla beraber, iki psikiyatrist arasında bariz farklar vardı. Freud pozitivizm, indirgeyici bilimsellik ve Darwinizm’den etkilenirken, Jung bu yaklaşımı ret ederek, psikiyatrinin öz kaynaklarına, yani romantizm ve tabiat felsefesine geri dönmek Jung, aktif hayal kurma metodu ile bilinçdışının derinliklerinden oluşturduğu arketip (kök örnek) öğretisinin temelini oluşturuyordu. Bireyselleşme kavramını geliştirdi. Freud’un bilinçdışı kavramı, karanlık güçlerin hüküm sürdüğü kötü ve kaotik bir yapıda iken, Jung’un bilinçdışında insanın gelişimini dostça destekleyen öğeleri öne çıkardığını gözlemleriz. Örneğin Freudçu psikanalize göre, sapkın dürtülerin cinsel nesnesi olarak tanımlanan anne, Jung tarafından, koruyup kollayan, şefkatli bir insan konumunda görülüp değerlendirilmiştir.


Özetle Jung’a göre insan egosu, mekansal dış dünya ve ruhsal iç dünya arasında bir köprü konumundadır. Egonun çevresinde, ömür boyu yapısal değişikliklere maruz kalan bir dizi alt kişilik yer alır. Bunlar; persona, yani birinci rol kişiliğimiz, gölge, anima (dişil kişiliğimiz) ve animus (eril kişiliğimiz), ruhsal arketip ve Jung’un analitik psikolojisinin ana kavramlarından biri olan özbenlikten oluşur.


Jung’un yaptığı psikoterapinin amacını, kişinin doğal gelişim süreci sekteye uğradığında, kişiyi yeniden bireyselleştirme süreci ile buluşturma çabası olarak adlandırabiliriz. Jung, Batı dünyasındaki öğretiler kadar doğunun bilgeliklerine de uzanmıştır. Budizm’den, Kızılderililerin animizmi (canlıcılık), İran dini Mazdeizm’e kadar geniş bir yelpazede arayışlarını sürdürmüştür.


Freud ve Jung, ilahi bağlarından kopan pusulasız, rehbersiz, uçsuz bucaksız insan ruhu okyanusunda yol almaya çalışan Avrupa insanına yön bulmaya çalıştılar. Temel sorun, insanın kendi kendine yabancılaşmasıydı. Psikanaliz, bu fırtınalı sulardan rasyonel aklı kullanarak çıkmaya çalıştı. Bu şekilde “Ruhun Aklı”na (Bert Hellinger’in Aristoteles’ten esinlenerek kullandığı bir kavram “Spirit Mind”) tümüyle cephe alıp (hatta yok sayarak), cüzi akla güvenerek gerekli sosyal yapılaşmayı oluşturuyordu.


Freud, insanlığın maneviyat yönünü bir savunma mekanizması olarak ele aldı; Avrupa dışındaki maneviyat birikimini küçük görüp araştırmadı bile. Dolayısıyla, benim için o dönem ve hâlâ geçerli olan Avrupa Santrizmi (Avrupa merkezciliği), temel kalkış noktası oldu. Avrupa merkezciliği kısaca, yaşamın ve dünyanın Avrupalının bilgi, buluş, deneyim ve öngörüleri çerçevesinde tanımlandığı ve bunun, diğer tüm “geri toplumlar” tarafından izlenip öğrenilmesi gereken yegane yol sayıldığı duruştur. Jung ise takdir edilecek bir duruş sergileyerek, Taoizm, Budizm, Hinduizm...
İçeriğin tamamını görüntülemek için lütfen giriş yapın. Giriş yap veya üye ol.
 

Foruma hoş geldin ?, Ziyaretçi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.