Neler yeni

Foruma hoş geldin ?, Ziyaretçi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

YARGILAMA PSİKOLOJİSİ



YARGILAMA PSİKOLOJİSİ



Mustafa T. YÜCEL,LLM,JSD*



Giriş



Kişi bir suçla itham edildiğinde yeni eyleyiciler kümesi sahneye çıkmakta; mahkeme, bu eyleyicilerin faaliyet gösterdiği, mahkumiyet, beraat, özgürlük ve hapis kararlarının verildiği arena olmaktadır. Bu süreçte, hakikate ulaşma bakımından hukuk-psikoloji ilişkisinin önemi yadsınamaz. Psikologların adli işlere katılımının uzunca bir geçmişi vardır. Cattel’in (1895) tanık psikolojisi ile başlayan çalışması ile tanık belleği üzerine yapılan çalışmalarla (örneğin Binet 1900; Bolton 1896) psikolojinin uygulanmasına ilgi artmıştır. Hatta Freud (1906) “Psiko- analiz ve Mahkemede Hakikate Ulaşma” adlı tebliği ile bu konuya olan ilgisini göstermiştir. Bu doğrultuda en fazla ivme sağlayan Alman asıllı psikolog Hugo Münsterberg’in 1908’de yayınladığı Tanık Sandalyesinde (On the Witness Stand) adlı eseri olmuştur. Kendisi, psikolojinin adli işler ve usullerde yararlı bir şekilde uygulanabileceğini ortaya koydu.



Yargılama Gerçeği



Duruşma hâkiminin mantığını 1)İlgili kanıtların ayıklanması; 2) Uygula- nacak kuralların seçimi oluşturmaktadır. Kanıt açısından hâkim de tanıkların tanığı işlevini görmektedir. Bu bağlamda, dikkatsizlik veya diğer etmenler veya gözlemlerin hatalı olarak derlenmesi sonucu tanık ifadelerinin iyi algılanmaması davanın olgusal belirlemesini etkilemekte; daha da önemlisi, hâkimin belli bir tanığa olan tepkisi veya bilinç altı eğilimi (örneğin azınlıklara, etnik gruplara karşı olması,klişeler) işlev görmektedir. Tanıkların çatışan ifadeleri karşısında gerçekler, adli olarak saptanan gerçeklerdir; ve bunlar yargılama öncesi var olmayabilirler. Dirayetli bir hâkim olmak, nelerin elimine edileceğini bilmektir. Yukarda (1) ve (2) deki işlevlerin her birine verilecek yanıt diğerine verilecek yanıta dayalı olduğundan, bunlar birbirine kesinlikle irtibatlıdırlar.



J.Dewey’e göre, bir davanın gerçeği gözleme dayalıdır. J. Frank ise, bu önermeyi sorgulamaktadır. O’na göre, Dewey, adli soruşturmanın şu iki zayıf yanına değinmemiştir:1)Tanığın doğrudan gözlemindeki kusurlar, 2) Tanıkların güvenilirliğini saptamada hâkimin başvurduğu metotlar- daki kusurlar.



İşte yargılama gerçeğinin birinci ayağı üç aşamalı bir seçim işlemidir:



  1. Tanıklar geçmişte gözlemledikleri çıplak, ham olaylar hakkında bir seçim yapmakta; ve seçimleri yalnızca onların görme, işitme, dokunma veya tatma duygularına dayalı olmakla sınırlı kalmayıp, seçim yaptığı sıradaki duygusal durumu, eğilimi veya yalanı alışkanlık haline getirmesi gibi niteliklerden de etkilenmektedir.


  1. Sözlü olarak ifade veren tanıklar farklı beyanda bulundukla- rında duruşma hâkimi bu beyanlardan bazılarına inanıp bazılarını da göz ardı etmek suretiyle bir seçim yapmaktadır.


  1. Duruşma hâkimi, önceden seçilmiş olan bulgulardan tipiklik açısından normun unsurlarına uygun olanları seçerek bir sonuca varmaktadır.Karar sürecindeki bu psikolojik dinamikler gerçeğini Charles Darwin otobiyografisinde, "kendi teorisi ile uyumlu olmayan tecrübi bulguları" dikkatlice not ederken, “teorisini pekiştirenleri” ise her zaman hatırladığını belirtmek suretiyle vurgulamıştır.


İşte, tanıkların tanığı durumundaki duruşma hâkimlerinin, tanıkların aşağıda değinilen zafiyetlerinden etkilenebileceği; hâkimlerin belleğinin de multi-medya (ses, görüntü ve metin) içerikli olmadığı unutulmamalı- dır. Bu açıklamalar çerçevesinde, suç gerçeğine ait bulgular, ilk önce tanıklarca ve sonrada gerçeği bulması gerekenlerce olmak üzere iki kez yeniden oluşturulmaktadır.İşte,böylece yargılama sonuçta öznellik üstüne oluşturulan bir öznelliktir. İşte bu gerçeği algılayan A.Gide, kaygısını "insan adaletinin ne denli kuşku verici ve iğreti bir nesne olduğunu" belirterek dile getirmiştir.



Yalan ve Tanıklık Psikolojisi



Temelde savunma amaçlı ve hayali yalan olmak üzere iki tür yalan vardır. Savunma amaçlı yalan üniversaldır. Her çocuk bu tür yalana başvurur ve çok az yetişkin bunu tamamen terk etmektedir. İşte bu nedenle mahkemeler yeminli ifade almakta ve yalancı tanıklık suç olmaktadır. Bu gerçeklerinde vurguladığı üzere, hâkimlerin tanık beyan- larını değerlendirmesi gibi oldukça önemli bir işlevi vardır.



Çocuklar yalana erken başlamakta ve özellikle zeki çocuklar yalana çok yatkın olmaktadırlar. Çocuklar yalan söylememeyi sonradan öğrenmekte- dirler. Yalan kuşkusuz, insana özgü bir olgudur. Suçlular, tanıklar ve mağdurlar yalan söylemektedirler. Bunlar arasında doğru söylemeye çalışanlar bile bazı şeyler hakkında yalan söylerler.



Kuşkusuz, işlenen bir suçun açığa çıkarılmasını sağlayamayan bir sistem, suçluluk sorununa çözüm getiremeyecektir. Her suç kolluk görevlilerinin gözleri önünde işlenmediğinden suç ihbarı mağdur ve daha az ölçüde de tanıkların işbirliğine gerek göstermektedir. Suçun işlendiği bilinmesine karşın şüpheliler sayısını en azına indirmek işin tabiatı gereğidir. Ve nedeni de oldukça basittir. Suçun işlendiği anda yüzlerce kişinin ne yaptığının saptanabilmesi veya yüzlerce kişinin kan grubunun karşılaştı- rılması, güçlüğü yanında oldukça masraflı hem de demokratik toplumlar için yoğun halk tepkisini çekebilecek nitelikte bir saptamadır. İşte, suçun açığa çıkarılması sürecinde mağdur ve tanıklar tarafından yerine getirilecek ciddi işlev bu bağlamda irdelenmelidir. Suç olgusunun günümüz toplumu için arz ettiği önem karşısında bu işlevi artı niteliğe kavuşturmak üzere alınacak tedbirlerin neler olabileceği aşağıda irdelenmektedir.



Tanığın görevi bir şey saklamaksızın ve bir şey katmaksızın, kimseden korkmayarak, bir etkiye kapılmaksızın bildiğini söylemesidir (CMUK Md.57/YCMK 55). Yalnız bildiği "doğru" mu? Her tanık doğruyu görebilir mi? Bilebilir mi? Doğru gördüğünü veya bildiğini doğru hatırlayabilir mi? Bazı tanıklar için sanıklarla yüz yüze gelmek veya mahkeme atmosferi ürkütücü olmuyor mu? Öğrenme özürlü kişiler tanıklık yapabilir mi?





* Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Sosyolojisi ve Felsefesi Ana Bilim Dalı Başkanı




YARGILAMA PSİKOLOJİSİ



Mustafa T. YÜCEL,LLM,JSD*



Giriş



Kişi bir suçla itham edildiğinde yeni eyleyiciler kümesi sahneye çıkmakta; mahkeme, bu eyleyicilerin faaliyet gösterdiği, mahkumiyet, beraat, özgürlük ve hapis kararlarının verildiği arena olmaktadır. Bu süreçte, hakikate ulaşma bakımından hukuk-psikoloji ilişkisinin önemi yadsınamaz. Psikologların adli işlere katılımının uzunca bir geçmişi vardır. Cattel’in (1895) tanık psikolojisi ile başlayan çalışması ile tanık belleği üzerine yapılan çalışmalarla (örneğin Binet 1900; Bolton 1896) psikolojinin uygulanmasına ilgi artmıştır. Hatta Freud (1906) “Psiko- analiz ve Mahkemede Hakikate Ulaşma” adlı tebliği ile bu konuya olan ilgisini göstermiştir. Bu doğrultuda en fazla ivme sağlayan Alman asıllı psikolog Hugo Münsterberg’in 1908’de yayınladığı Tanık Sandalyesinde (On the Witness Stand) adlı eseri olmuştur. Kendisi, psikolojinin adli işler ve usullerde yararlı bir şekilde uygulanabileceğini ortaya koydu.



Yargılama Gerçeği



Duruşma hâkiminin mantığını 1)İlgili kanıtların ayıklanması; 2) Uygula- nacak kuralların seçimi oluşturmaktadır. Kanıt açısından hâkim de tanıkların tanığı işlevini görmektedir. Bu bağlamda, dikkatsizlik veya diğer etmenler veya gözlemlerin hatalı olarak derlenmesi sonucu tanık ifadelerinin iyi algılanmaması davanın olgusal belirlemesini etkilemekte; daha da önemlisi, hâkimin belli bir tanığa olan tepkisi veya bilinç altı eğilimi (örneğin azınlıklara, etnik gruplara karşı olması,klişeler) işlev görmektedir. Tanıkların çatışan ifadeleri karşısında gerçekler, adli olarak saptanan gerçeklerdir; ve bunlar yargılama öncesi var...
İçeriğin tamamını görüntülemek için lütfen giriş yapın. Giriş yap veya üye ol.
 

Ekli dosyalar

  • YARGILAMA PSİKOLOJİSİ.doc
    315.5 KB · Görüntüleme: 0

Foruma hoş geldin ?, Ziyaretçi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.